ŞAŞKIN KAVRAMLAR

-ADANA-
İnsanın dünya üzerinde bulunmasının, yaşıyor olmasının temel sebepleri vardır muhakkak. Kişinin önce kendi benliğinin, sonra da toplum içinde bir yer edinmesinin ya da kendini gerçekleştirmeye çalışmasının herhangi bir gayesi olduğu gibi sebepler… Yaşamak sadece temel gereksinimleri karşılamak üzere gerçekleştirilen bir zaman boşluğunda kaybolmak anlamında değildir. Onun için de bireyler, herhangi bir grubun parçası olmayı, “Ben de sizlerden biriyim” kabulünü de yaşamlarında hissetmek isterler. Bu da bize her varoluşun bir amaç taşıması gerektiğini örneklendirmiş olur.
Varoluşlar bir amaca sahip olmalıdır ancak insanı insan yapan kavramlar ve değerler de o varoluş çabasındaki olmazsa olmaz sağlayıcı ve belirleyicilerdir. İnsan için bir gruba dâhil olmak ne kadar önemliyse öz değerlerini koruyup taşıyabilmek de bir o kadar önemlidir. Günümüzde ise “hap bilgi” olarak yaygınlaşan ve dillere pelesenk olmuş uçucu bilgilerle çevrelenmişken sanırım öz değerler ve kavramlar da en az bilgiler kadar büyük bir şaşkınlığın parçası haline gelmiş durumda. Kısaca öz değerler ve kavramlar, hızın ve sığlığın egemen olduğu bu çağda giderek aşınan baskılarla şaşkınlaşmış durumda.
Geldiğimiz noktadaysa derinliğin yerini hız, emeğin yerini de yüzeysel görünürlük / popüler olmak gibi kavramlar almış durumda. Ne yazık ki nitelikten ziyade nicelik daha önemli görülmeye başlanmıştır. Örneğin bir ressamın toplum içinde “Ressamım” demekten çekinmesi, mütevazı duruşu nedeniyle değil, her eline fırça alanın kendine “Ressamım” diyerek esas nitelikleri niceliklerin gölgesinde bırakmasından kaynaklanmaktadır.
Benzer şekilde yazarlık için de bu örnekler geçerli. “Yazar olmak için neler yapılmalı?” gibi atölyelerin varlığı ve okurdan çok yazarın olduğu bir evrende de niteliğin önünü nicelik kavramının tıkadığını söyleyebilmek oldukça mümkün. Bu durumun en ağır faturasını ise yine sanatçı ve gerçek üretici zihinler ödemiş oluyor.
Kitapların içine doğmuş, okumayı ve yazmayı çocukluğundan itibaren bir yaşam şekli yapmış, okuyarak, yazarak ve kitap yorumlayarak tüm yazı dünyasının mutfağına girmiş biri olarak söylüyorum ki kavramlar maalesef gün geçtikçe popülaritenin baskısıyla aşınmaya devam ediyor.
Geldiğimiz noktada artık yazarın ya da ressamın eserini tek başına ortaya koymuş olmasının yetmemesi, bu durumu örnekler niteliktedir. Eseri hazırlayan sanatçının mevcut eserini tanıtması, reklamını yapması, eseri satın alınırken utana sıkıla emeğinin karşılığı dahi olmayacak olan “biçilen ücreti” kabul etmesi, sanki utanılacak bir şey yapıyormuş gibi derin bir mahcubiyet hissetmesi ve daha pek çok şey…
İşte bunların temel sebebi, bana göre, kavramların da o popülarite aşınmasıyla gelen yansımaları. Tüm bu vitrinleşme baskısı ve popüler kültürün yarattığı değer erozyonu ne yazık ki sanatı da sanatçıyı da itibarsızlaştırma sonucunu doğurmuş oluyor. Yani sanatın kitlelere ulaşabilmesi için sanatçı kendi varlığını da bir bakıma vitrine dönüştürmek zorunda kalıyor. Esasında yazarken ya da resmederken kutsal bir sessizlik ve yalnızlıktan çıkarılıp / koparılıp popüler kültürün gürültülü sahnesine itilmiş oluyor.
Bunlarla birlikte niteliğin sıradanlaştığı, hemen her üretimin anında tüketildiği ve çok fazla yüksek ses karmaşasının olduğu bu gürültülü ortamda; yıllarca emek vermiş olan bir yazarın “Yazarım” demeye çekinmesi, bir ressamın ise “Ressamım” derken duraksaması ve mahcubiyet duyması da o popülaritenin bir parçası olup olmadığı sorgulamalarından kaçınma içgüdüsüdür.
Estetik kaygısını, emeğini, üretim için yaşadığı zihinsel sancısını her zaman içinde taşıyan sanatçı; maalesef ki bağırarak kendini öne çıkaramadığı ve çağın pazarlama stratejilerine beklenildiği gibi uyamadığı için de adeta kendi ünvanından çekinir hale gelmiştir.
İşte bu noktada özünü korumaya çalışan birey, çağın getirdiği hızlı tüketim arzusuna seslenemediği için derin bir çatışmayla yüzleşmek zorunda kalmıştır. Ve kavramların neden şaşkınlaştığını ve insanların kendi varoluş amaçlarına neden yabancılaşmış olduğunu da gözler önüne seren bu denemeyi kaleme almak istemiştir…

